şarap

Bir masa,

Masada karşı karşıya oturan kadın ve adam..
Kadın düşüncelere dalmış,
Adam kadının düşünceli hallerine…
Kadının bakışları çok derinmiş,
Adamın ise umut dolu…
Havada kesişmiş gözleri.
Harflerin ifade edebildiğini aşmışlar..
Yemyeşil çayırlara kahve kokusu yayılmışçasına huzur dolmuş içleri..
Kadın tatlı korkularını açmış,
Adam ”zaman” diyip susmuş.
Kadının yüzünde saf bir tebessüm
Adamsa sadece gözlere bakmaya devam ediyormuş.
Kadın adamın gülüşüne dalmış,
Rotası farklı iki gemi olmuşlar,
Pusulaları ortak olan,
Rüzgarla birbirlerine sarılan…
Pembe bir sarhoşluğun içine doğru açılmaya başlamışlar.
Umutlara, mutluluğa, hayallere varan…

  Cansu İDAL

                                                                          fOTOĞRAF : S. Hakan Öztürk
(WordPress: https://wordpress.com/read/blogs/52409128

moonlight_by_mezamero-d37v5so

Ruhum ayışığı sonatı gibi,
Durgunlaştı mı tam bir Amelie
Tepesi attı mı da Marilyn Monroe.
Bir melek oluveriyor, bir mazoşist.
Coşuyor birden bire, anlam veremiyorum..
Akordeonla dans ettiği de oluyor,
Ütü sıcağından teni yaralanmış da…
Yaşadığını kendine kanıtlama çabaları hep sürüyor.
Ama o her şeye inat gülüşünü asla eksik etmiyor gül kurusu yüzünden.
Bir ağustos günü döndü talihi.
Belki de o gülüşün sürekli olması bundandır,
Her anına dokunan bir şeylerin olması hayatında.
Gözleri Mariana kadar derinlere dalarken,
Dokunuşlarla huzur bulmasıdır toz pembe bakışlı olma nedeni.
Ve yine Ayışığı sonatıymışçasına
Minör gibi olsa da yaşamının tonu
Majörlerle depresifleşip hiddetlenebilir de aniden…

Cansu İDAL

Şarabın güzelliğini üzerine giyinen geceler vardır.
Tutkuyu yudumlatan, mutlulukla sarhoş eden.
Ayışığının altında dans edermişçesine huzur veren
Kalbini iliklediğin sevgiliyle..
Yıldızların her biri bir enstruman almışçasına ellerine,
Fısıldarlar kulağına kalp senfonisini.
Sonsuz bir sıcaklık sarar bedenini..
Kırmızıdan pembeye döner gece,
Duygular yoğunlaşır
Parlar gözler birbirine karşı
Uzaklığa inat,
Zorluklara inat..
Umutla…
Ve o andır ki çınlar gökyüzü
Şiddetiyle kalp atışlarının…

Cansu IDAL
00.21


11295588_1088089404540623_5669489236441388572_n
Şarap pembeliğinde
Huzur veren günler istedik.
Yıldızlı gecelerde hayallere dalmayı
Sonra onlarla dans etmeyi..
9/8’lik yaşamayı diledik.
Fakat ritim duygumuz örtüşmüyordu hayatınki ile.
Masmavi olsun istedik gökyüzü
Ama kavgalarımızla, aldatmalarla, kararttık
İçimize dolan mavi huzuru..
Soludukça soldu dünya..
Kovaladıkça kora,
Usulca seslendikçe Arsıza döndü,
Döndükçe feleğini şaşırdı dünya..

Cansu İDAL
18:55

Bölüm 1

Eleanora… Güzeller güzeli bir leydiydi,
Güneş parıltıları gibiydi teni,
Hem göğü, hem ormanları andırırdı gözleri.
Saçları altın sırmalar gibiydi, upuzun ve ipeksi.
Fakat pek yalnızdı Eleanora,
Ve pek de bir umutsuz…
Gezmediği, görmediği yer kalmamıştı fakat,
Hala bulamıyordu aradığı şeyi.
Hissedemiyordu da…

Güzel Eleanora… Asil bir aileden geldiği belliydi. İpekten ve kaşmirden elbiseleri vardı, saçları bütün kızlardan daha canlıydı, rüzgarla uçuştukça buğday tarlalarını andırıyordu adeta. Köyde yaşayan bütün kızlar onun gibi olmak istiyordu. Fakat haberleri yoktu onun aslında ne kadar kendi kendiyle olduğundan, yalnızlığın onu ne kadar sessizleştirdiğinden…  Karşısına o kadar çok kişi çıkmışsa da bulamıyordu hiçbirinde aradığını, hiçbiri ona istediği ve tek gerçeklik olduğunu düşündüğü şeyi hissettiremiyordu. İçi üşüyordu Eleanora’nın, Kutup geceleri kadar soğuktu döktüğü yaşlar, gitgide daha da buzlaşıyordu yüreği, adeta her bir çarpışında içini parçalıyordu… Ama o paramparça olan inancı onu hala ayakta tutmaya yetiyordu. Geceleri ayışığının aydınlattığı yüzü gözyaşlarıyla yıkanıyor ve sabahları sanki aradığına ulaşacakmış gibi, her seferinde gülen yüzüyle uyanabilmeyi başarıyordu Eleanora.

Leonardo, şair ruhlu bir erkekti..
Bin bir duygu taşırdı gülümsemesi,
Hüzünlerle karışık neşeler misali…
Shakespeare’nin tutkusunu taşırdı kalbi,
Ama hala bulamamıştı gerçek sahibini,
Duygularına tutunmaya devam ediyordu Leonardo
Fakat yine de içten içe üzgündü…
Çünkü yoruyordu bir yerden sonra
Hissizliğin verdiği çaresizlik..

Tutkulu, duygusal Leonardo… Burjuva bir ailenin tek çocuğuydu. Ailesi, soylarından gelen işi devam ettiriyordu, yani çiftçilikle uğraşıyordu. Leonardo ise zaman zaman yardıma gidiyordu ailesinin yanına, başka çiftçiler de olduğu için pek ihtiyaç duyulmuyordu aslında ona. Gününün çoğunu yazmakla geçirirdi Leonardo, her zaman hayalini kurardı şair olmanın ama öyle bildiğimiz bir şair olmayı istemiyordu aslında, onu şair yapacak kişinin girmesini diliyordu hayatına… Shakespeare ruhlu Leonardo, çok kadın tanımıştı fakat hiçbiri doğru kişi değildi… Bekliyordu duygularına ve hayallerine tutunarak, yazılarının her birinde onu bulmayı dileyerek, fakat ay ışığını üzerinden çekmişçesine umutsuzca uykuya dalıyordu her gece. Yine de her sabaha umutla uyanıyordu..

Soğuk bir sonbahar günüydü, aslına bakarsanız kış mevsimi kapıya dayanmıştı, hava kararmıştı ve sokak lambaları öksüre öksüre aydınlatmaya çabalıyordu yolları, fakat pek de başarılı olamıyorlardı. Yıldızların inzivaya çekildiği bu gece diğerleri gibi masum bir gece olacak gibi görünmüyordu kısacası. Leydi Eleanora bir yandan rüzgarın dağıttığı ve düzeltmek için çabaladıkça daha da karışan saçlarıyla uğraşırken, bir yandan da at arabasının biran önce gelmesi için yolun bir o tarafına bir bu tarafına bakıp duruyordu ve ay da lacivert gökyüzünden çekip gitmişti ışığını kesip. Eleanora sokakların iyice tenhalaşmasıyla  gitgide daha da çok telaşlanmaya başlamıştı..
Aniden bir at arabasının kendine doğru yaklaştığını görünce neşesi yerine gelmişti, arabayı süren adam gözleriyle yeri yoklayarak su birikintisinin olmadığı bir yere adımını yavaşça atarak arabadan indi ve Leydi’ye binmesi için kapıyı açtı :

-Buyrun Bayan, dedi. Fakat bu ses Eleanora’nın tanıdığı bir ses değildi. Beklediği at arabasının gelmemiş olduğunu anlamıştı. At arabası gelene kadar daha fazla ıslanmamak için giydiği pardösünün şapkasını çıkardı ve kim olduğunu görmek için başını kaldırarak genç adama baktı :

-Kim olduğunuzu öğrenebilir miyim, lütfen?
– Ben Leonardo, Leonardo Salvatdore Leydim, dedi.. Eleanora, Leonardo’nun sesinin kadife gibi ve çekici olduğunu geçirdi içinden. Bi anlık dalgınlığa düşmüştü sanki..

– İyi misiniz Leydim ?
Soruyu duyunca dalgınlıktan çıkan Eleanora, bozuntuya vermeyecek şekilde cevap verdi hızlıca:

-Evet evet, iyiyim sadece bir anlık dalgınlık.. Neredensiniz acaba Leonardo?

Eleanora’nın konuşmasındaki incelikten etkilenen Leonardo:

-Rivalrush Köyünde yaşıyorum Leydim, ailemle beraber çiftçilikle uğraşıyoruz, şeklinde cevapladı soruyu.
– Soyumuzun bir bölümünün oradan geldiği söylenir, dedi Eleanora ve devam etti, ”Onlar da değerli madenleri işleyip satarlarmış, fakat doğruluğu hakkında pek bir fikrim yok..”

Yol boyunca  ufak tefek sorularla konuşmalarına devam ederlerken, Eleanora’nın varacağı yere çoktan gelmişlerdi. Eleanora pardösüsünü giydi şapkasını taktı ve inerken:

-Teşekkür ederim, benim yüzümden gideceğiniz yerden baya uzaklaştınız Leonardo, dedi
-Rica ederim, Leydim. diye karşılık verdi Leonardo ve sordu. Şuradaki 2 katlı bahçeli evde yaşıyorsunuz sanırım, değil mi?

-Eleanora bir an durdu ve kalakaldı, o evin birazcık ilerisinde ve çaprazında kalan büyük Waldorf Malikanesi’nde kaldığını nasıl söyleyebileceğini düşündü, Varlıklı olduğunu belli ederek kaba bir davranış sergilemek istemiyordu fakat nazik bir tavır takınıp yalan söylememenin daha iyi olacağını düşündü ve :

-Hayır, ben onun çaprazındaki Malikane’de yaşıyorum, Leonardo. dedi
-Çok şaşıran Leonardo söze devam etti: ”Waldorf’ların kızı mısınız, Leydim ?”
– Evet, yoldayken söylemeyi unutmuşum. İsmim Eleanora Waldorf.
-İsminizi bahşederek onurlandırdınız, Leydim. dedi Leonardo ve bir süre birbirlerinin yüzlerine baktılar.. Leonardo Eleanora’nın gözlerine takılıp kalmıştı.. Yeşil-mavi renklerdeydi gözleri, sonsuzluğu çağrıştırmıştı Leonardo’ya, Eleanora’nın parıldayan gözleri.

-Eleanore bir an başını öne eğdi,ve az da olsa yüzünün kızardığını belli etmemek için pardösüsünün şapkasını yüz hatlarını kapayacak şekilde öne çekerek:

-Ben artık gitsem iyi olacak, ailem merak etmiştir, hava çok karardı.
-Peki, Leydim, İyi geceler. Yeniden karşılaşmak dileği ile.. dedi Leonardo.
-İyi geceler, Leonardo. Bir yerde yeniden karşılaşmak dileği ile, diye yanıtladı Eleanora ve içeriye girdi.

Leonardo dönerken yol boyunca Eleanora’nın gözlerini ilk gördüğü anı düşündü, Eleanora ise Leonardo’nun ses tonunun etkisinden hala çıkamamıştı. Aynı geceye karşı, birbirlerinde bıraktıkları etkiyi düşünerek gökyüzünü seyre dalmışlardı, birbirlerinden farklı yerlerde…

Leonardo aniden ilhama boğulmuşçasına tüy kalemini ve parşömenlerini eline aldı ve şiir yazmaya başladı:

Gecenin içinde ilerlerken ben
Yerle göğü andıran derin bakışlara rastladım.
Parıl parıllardı, umut veriyorlardı
Anlattıkları çok şey vardı
Ve ben içlerinde kaybolmayı diledim
Huzura varacağıma inanarak
Sonsuzluğa kavuşmuşçasına…

Cansu IDAL

Yepyeni bir fikirle karşınızdayım sevgili okurlarım 🙂

Öncelikle merhabalar, uzun zamandır yazmak için doğru anı bekliyordum ve sonunda o an kesinliklee geldiii *.* . Yeni bir tarzla yazılar yazmaya karar verdim şimdi de.
Şöyle bir tarz olur kendileri:

Bir çeşit hikaye yazmak gibi bir şey, fakat bütün hikayeyi tek seferde yazmak yerine, bölüm bölüm ve aralılklarla yazacağım, aynı dizi yayınlanıyor gibi 😀 Meraklanın biraz değil mi ama ? 😀 😀

Güzel haber: ilk hikayemin ilk bölümünü bugün yayınlıyoruuumm, sadece son rötuşlarını yapmak kaldı, bir kaç görselle daha da güzelleştirmeyi planlıyorum sadece heheh 🙂 (Tanrım Spoiler verdim !! )

Bilgilendirmemin burada sonuna geldim, en geç 30 dakika içinde ilk hikayemin ilk bölümü sizlerle olacak 🙂 Takipte Kalın ^_^ ve iyi bloglamalar  ^_^